Kategori | Tatil

Amasra

Amasra’nın önemli tarihi eserleri Amasra Kalesi, Fatih Camisi, Bedesten, Büyük Ada Kilisesi, Kuşyakası Mağarası’dır.

-- Sponsorlu Bağlantılar --


Türkiye’de turizme kapı açan ilk belde olan Amasra; batı Karadeniz’de, defne, şimşir, ıhlamur, kestane ve çam ormanlarıyla kaplı kıyı dağlarının eteğinde, iki doğal limanlı bir yarımadanın üzerinde kurulmuştur. “Seminos” adıyla ünlenişi M.Ö. 12. yüzyıla kadar gerilere giden, bu romantik kasaba; Strabon’a göre İlkçağ’da şimşirleriyle tanınmıştı. Dalgakıranlarla korumaya alınan limanlarına, Akdeniz’in, Ege’nin ve Karadeniz’in ticaret gemileri uğruyordu. Latin ozanları Catullus, Virgillus da Gidoros’un ve Amasra’nın şimşir ormanlarını betimleyen şiirler yazmışlardır. Kasaba, işlek bir liman ve bağımsız site özelliğini M.Ö. 4. yüzyıla kadar korudu ve bu uzun dönem boyunca Sesamos’ta, bir yüzünde Zeus’un, diğer yüzünde Demeter’in figürleri görülen paralar basıldı.

amasra

Helenistik Dönemin (M.Ö. 323-30) ilk yıllarında, burada kendi adına yeni bir kent kuran Prenses Amastris’in bölgeye gelişinin uzun ve serüvenlerle dolu gerçek bir öyküsü vardır. Pers İmparatoru Dareios III’ün yeğeni, Bakteria Satrapı Oxyartes’in (Huşyar) kızı olan Amastris, M.Ö. 329’da ailesiyle birlikte Makedonya Kralı Büyük İskender’e tutsak düşmüş; Susa’daki görkemli düğünle General Krateros’la evlendirilmiş, kısa süren bu evlilikten sonra M.Ö. 322’de Heraklia (Ereğli) Tiranı Denys’le ikinci evliliğini yapmıştı. Denys’in kral sanını alması ile o da kraliçe oldu. Eşinin ölümünün ardından, oğullarının naibesi olarak Ereğli, Filyos, Sesamos ve Gidoros’u yönetti. M.Ö. 302’de Trakya Kralı Lysimachos’la üçüncü evliliğini yaptı. İki yıl süren bu evliliğin ardından, oğullarını Ereğli’de bırakarak Sesamos’a çekildi ve bu küçük siteyi Helenistik üslupta yeni baştan kurmayı tek amaç edindi. Tieion (Filyos), Kromna (Tekkeönü), Kytoros (Gidoros) kıyı kasabalarının halklarını Sesamos’a topladığı gibi, tüm olanaklardan yararlanarak küçük fakat özenle planlanmış göz kamaştırıcı bir site kurdu. Bunun için uzak yerlerden mermerler; yakındaki ocaklardan ak taşlar, çevre ormanlardan dayanıklı ağaçlar taşındı. Zeus Strategos, Hera ve Mitra için tapınaklar, iç kısımda akropol, aristokratlar mahallesi, plasteralar, limanlara rıhtım ve dalgakıranlar inşa edildi. Amastris, kendi sarayını ise güneybatı yamaçta taraçaların üstüne yaptırtmıştı.

M.Ö. 295’te bağımsızlığını ilan eden Amastris’in ne asmalı bahçeli sarayından ne de kurduğu kentten günümüze ulaşan kalıntılar yoktur. Adına kesilen bronz paraların ön yüzünde Mitra’nın başı, arka yüzünde ise yüksek arkalıklı bir tahta oturmuş, chiton ve peplos kuşamlı, uzun asası arkasında, avucunda Eros’u ya da Nike’yi tutar durumda Kraliçe’nin kendi resmi vardır. Karşısında gizemli bir çiçek, arkasında ise “Kraliçe Amastris” anlamını veren “Amastris-Basilisis” sözcükleri görülmektedir.

Onun bu kıyı kentindeki saltanatı ve mutlu yaşamı, M.Ö. 286’da oğullarının düzenlediği bir suikastle trajik bir biçimde noktalandı. Adını ve anılarını taşıyan Amasra ise sırasıyla Pontusluların, Romalıların, Bizanslıların, Cenovalıların yönetimlerinde 1700 yıllık bir zamanı geride bıraktıktan sonra 1460′ ta Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedilerek Osmanlı sınırlarına katıldı. Rivayete göre Fatih, kasabanın göründüğü Bakacak tepesinde durup iki kalesi, adacıkları ile hoş bir manzara yansıtan kasabayı seyretmiş ve yanındaki vezirlere “Burası çeşm-i cihan (dünyanın gözbebeği) olmalı! demiş.

Osmanlılar döneminde kasabayı ziyaret eden gezginlerin, örneğin Evliya Çelebi’nin (1640), J. Pitton de Tournefort’un (1701), Uluslu İbrahim Hamdi Efendi’nin (1720), Charles de Peyssonel’in (18. yüzyıl ortaları), Minas Bıjişkyan’ın (1817), Eugene Bore’nin (1838), Hommaire de Hell’in (1847) Amasra gözlemleri ilgi çekicidir. Bu gelenekler, Roma, Bizans, Cenova yıkıntıları ile gür doğa örtüsünün oluşturduğu nostaljik güzelliği uzun uzun betimlemişler; kasabadaki sakin yaşamı anlatmışlardır.

1940′ larda iç turizme açılan ve ev pansiyonculuğu ile turistik beldelere örneklik eden Amasra, doğa-tarih-deniz içiçeliğinden ve halkının konukseverliğinden kaynaklanan çekiciliğini, artan nüfus ve yapılaşmaya rağmen bugüne taşımayı başarabilmiştir.

Amasra’da “Balık Turizmi”

Deniz, güneş, yanık ten veya dağ, treking, çadır. Bunlardan birini, hatta belki de hepsini yaptınız. Tatil filan derken iyiden iyiye yoruldunuz. İşinizin başındasınız yine. Pazartesiden başlayıp, cuma akşamını bekleyeceksiniz. Gündelik hayatın rutininden çıkıp, kısa bir soluklanma için çok büyük şeylere ihtiyacınız yok. Sözgelimi, bir cuma öğleden sonra yola çıkıp, yönünüzü Amasra’ya çevirirseniz farklı ve keyifli bir haftasonu yaşayacaksınız demektir.

Hava kararmadan Bartın’ı geçip yeşillikler arasındaki virajlardan dolanarak tepeden Amasra’yı göreceksiniz. Fatih Sultan Mehmet, rivayet odur ki, bu tepeden aşağıya bakarak “Oh Lala, Çeşm-i Cihan bu mu ola?” demiş.

Sahile indiğinizde sola yönelip Çeşm-i Cihan lokantasının önüne park edin. Hemen merdivenlerden yukarı çıkın ve masada yerinizi alın. “Acaba gece temiz ve hesaplı nerede yatabilirim” gibi sorularla fazla meşgul olmayın; Amasra, otel motel ve pansiyonlarıyla sizi açıkta bırakmayacaktır.

Bu arada büyükçe bir salata masanıza geldi bile. Bu salatayı önce doya doya seyredin. İki dakika sonra, tabakta bu lezzetten eser kalmayacak çünkü.

Denizin hemen kıyısındasınız. Önünüz, balıkçı barınağından biraz daha geniş bir “iskele”. Gri, mavi ve yeşilin içindesiniz. Birkaç çeşit balık seçip söylüyorsunuz. Açlığınızı şöyle bir bastırdıktan sonra, çevreyi dolaşmaya karar verdiniz. İsterseniz, bırakın masa öylece kalsın. Hesap istemenize gerek yok, nasıl olsa akşam da buradasınız. Zaten masadan kalktığınızda kimse size “nereye?” demeyecektir.

Karadeniz’in rüzgârını bağrınıza doğru almak için doklara doğru bir yürüyüşe geçeceksiniz. Yapılaşmanın bozmadığı bir doğa, günün son ışıklarını size yansıtıyor. Artık, konaklayacağınız yeri bulmanın vaktidir. Akşam üzeri bıraktığınız masa sizi bekliyor. Saatler ilerledikçe, ince ince terennümler başlayacaktır: “Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime…”, “Bir kendi gibi zalimi sevmiş…” Fasılı fazla uzatmayın; çünkü ertesi gün Çakraz koyuna gideceksiniz. Bu nefis koyda, gecenin yorgunluğunu atacak ve akşama hazırlanacaksınız.

Akşam ,sahilde bu kez ,sağdaki Canlı Balık’ı mesken tutabilirsiniz. Ama hangisine giderseniz gidin, balığın en dirisi ve salatanın en lezizini, üstelik en hesaplısını Amasra’da yiyeceksiniz.

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Kategoriler

Arşivler