Kategori | Genel

Flatlanders

Öğrenmek kuşkusuz insanı zenginleştiyor. Yepyeni boyutlar kazanırken, bir bakıma gözümüz açılıyor. Araç kullanmayı öğrenmek, bilgisayar ortamında hareket becerisine sahip olmak gibi hayatı kolaylaştıran yetenekler edinmenin faydaları çok aşikâr. Ama kazanılan bilgilerin getirdiği yeni perspektifleri tarif etmek o kadar kolay değil. Öğrenmenin belki de en tatlı yanı, öğrendiklerimizin bize açtığı yeni ufuklar. Daha ‘akıllı’ olmak, hoşa gitmese bile kazanılan yepyeni perspektifler sayesinde oluyor. Yeni ufuklar, yeni perspektifler bizleri daha önce varlığından dahi haberimizin olmadığı, hatta tasavvur dahi edemeyeceğimiz dünyalara, dönüşü neredeyse imkansız bir şekilde yolluyor. ‘Akıllı’ olmamız ise geride bıraktığımız boyutları daha iyi anlamaktan ve onlara topyekun bakabilmemizden geçiyor.

-- Sponsorlu Bağlantılar --


Edwin Abbot’un 1884 de yazdığı ‘Flatland’ isimli kitabı belli boyutlarda sıkışıp kalmanın ne demek olduğunu en iyi anlatan yapıtlardan birisi. flatlandersAbbot’un bu eserinde İngiliz aristokrasisi ile alay etmek hisleri ile yarattığı dünya sadece iki boyutlu. Onun için bu dünyaya dümdüz ülke manasına gelen ‘Flatland’ diyor. Bu dümdüz dünyada yaşayanlar ise ‘Flatlanders’. Sadece iki boyutlu olan Flatlanders bildiğimiz geometrik şekiller halinde olabiliyorlar. Kimileri üçgen, kimileri kare, kimileri ise beşgen, altıgen gibi daha fazla kenarlı geometrik şekiller. Abbot’un yarattığı dünyanın düzlem geometrisi, bu yaratıkları üçüncü boyutun yarattığı ihtiyaçlardan tamamen bihaber kılıyor. Mesela, Flatland’de evlerin çatıya ihtiyacı yok. Çünkü yükseklik sıfır. Flatlanders’ın üçüncü boyutun getirdiği yeni ihtiyaçları yok ama, kendi dünyalarının kendilerine getirdiği bazı kısıtlamalardan da habersizler. Flatlanders birbirlerini ancak nokta ya da çizgi olarak görebiliyorlar. Üçgen, karenin kare olduğunu ancak etrafında dolaşarak anlıyor. Kitapta asilleri temsil eden çok kenarlı poligonları ise anlamak için etraflarında oldukça dolaşmak lazım. Rahipleri temsil eden ve mükemmelliğin simgesi daireyi anlamak için ise çok daha fazla gayret etmek lazım. Zira iki boyutlu dünyada, daire nereden bakılırsa bakılsın sadece bir nokta olarak görünüyor. Görüldüğü gibi, iki boyutlu dünyanın insanları aslında kendi şekillerini dahi bütünüyle göremiyorlar. Bu dünyada yaşayanlar üç boyutlu cisimlerle karşılaştıklarında onların ne olduklarını tam olarak bilemiyorlar. Örneğin, küre Flatland ile temas ettiğinde, Flatlander küreyi sadece bir nokta zannediyor. Küre yuvarlandığı zaman ise Flatland’de bir çizgi bırakıyor. Küre küre olduğunu anlatabilmek için çok zorlanıyor. Küre ne olduğunu anlatabilmek için Flatland’e batıp çıkıp değişen çaplarda çemberler bırakmak zorunda. Yine de bunu kavrayabilmek Flatlanders için kolay değil. Hatta, kürenin Flatland’in dümdüz dünyasının altına inerken veya üzerine çıkarken bıraktığı kesitlere bakıp, onu bir sihirbaz dahi zannetmek mümkün. Abbot’un iki boyutlu dünyasının sıkıntılarını Abbot’dan yaklaşık altmış sene önce Alfred Möbius da fark etmişti. Möbius sağ elin duvardaki iki boyutlu gölgesinin eğer kaldırılıp ters çevrilirse sol el şekline geleceğini, ancak kaldırıp çevirmek için üçüncü boyutun varlığının gerek olduğunu işaret etmişti.

Flatlanders’ın sıkıntılarını veya daha basit bir dünyada yaşamanın getirdiği safiyane mutluluğunu bir kenara bıraksak bile, alacağımız çok ders var. Yaşamımıza yeni boyutlar kazandırmadan ne bazı temel sorunlarımıza çözüm bulabiliriz, ne de ne olduğumuzu tam olarak anlayabiliriz. Hayatı hafife alanlarımız için çok boyutlu meseleler tıpkı kürenin Flatland’deki hali gibi tatlı bir sihirbazlıktan öte değil. Ciddiye alanlarımız için bu tip konular bildiklerimizin hiçbir zaman kafi olmadığının delili. Yaşadığımız boyutları aşmak için, çok köklü değişiklikler yapmak kaçınılmaz. Bu değişiklikliklerden kaçınanlar ve bize bizim boyutların kafi geleceğini inandırmaya çalışanlar acaba samimi mi, yoksa çok köşeli hallerini hak edecek derecede uyanıklar mı? Kimbilir, belki de ek boyutlar ortaya çıkınca kendilerinin ne menem bir şey olduğunun herkesin daha iyice anlayacağının farkındalar. Unutmayalım ki kendi boyutlarımızı zorlayıp aşmayı beceremezsek, imparatorlarımızın çıplak olduğunu ancak ölümleri ile farketmeye devam edeceğiz. Yeni boyutlar yeni sıkıntılar getirse dahi, yeni problemlerle uğraşmak kendi boyutlarında çözülmesi imkansız ve hep aynı problemlerle didinmenin kısır döngüsünden daha cazip değil mi?

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Kategoriler

Arşivler