Kategori | Kişisel Takılmaca

Hayvan Sevgisi

Hayvanları severim. Zaten hayvan sevmeyen var mıdır diyeceğim ama örneğin tvde bir ara çokça izlediğimiz, yavru fokları kafalarına sert cisimlerle vura vura öldürenler insan değiller miydi diye geliyor aklıma.

-- Sponsorlu Bağlantılar --


panda
Kuzu
Hiç hayvan beslemedim ben ama hayvanlarla özel ilişkilerim oldu. Mesela köye her gidişimde bana bir kuzu gösterilip “ Beyza, bak bu kuzu senin kuzun” denirdi. Dünya tatlısı, beyaz pamuk gibi kuzuyu, kuzenimle evde odaların içinde koşturup yakalamaya çalışmamıza da ses çıkarılmazdı. Yakalayınca severdik severdik de yine doyamazdım. Bir sonraki gidişimde o kuzu büyümüşse yeni bir kuzu “kuzun” diye gösterilirdi. Bu biz büyüyünceye kadar böyle sürüp gitti.

Kumru
Apartman hayatımız boyunca biz hayvan beslemediysek de hayvanlar bizi boş bırakmadılar. Mesela balkonumuza iki kumru yuvalamıştı. Biz de erkek mi dişi mi çift mi diye düşünmeden onlara Ayşe- Fatma isimlerini vermiştik. Sonra bir çift kumru daha gelir oldu. Onlara da Ali- Osman diyerek sanırım dengeyi kurmuş olduk.

Kedi
My sister hayvan beslemeye, edinmeye karşı. Kendi zevkimiz için onları sahiplenmeye, doğal ortamlarından koparmaya, yetişkin bir hayvana çocuk muamelesi yapmaya hakkımız olmadığını düşünüyor. Bunun onlara saygısızlık olduğunu düşünüyor. Evet aslında evcil bir kedi ormanda bir kaplandır aslında, bir köpek de evriminden koparılmasaydı bir kurttu belki. Hayvanlar aslında özgür olmalı evet, onları yaşamak için bize bağımlı hale getirmemiz doğru değil. Neyse…bizim eve konuşlanmaya çalışan yavru kediler oldu vaktiyle. Çıkmışlar kaç kat, sen mevzilen kapının önüne, kapı açılınca da son sürat dal içeri. Annem yakalayıp çıkarıyor; bir sonraki kapı açımında kediler canhıraş yine içeride. Bu olay bizi biraz uğraştırmıştı ama asıl sürpriz başka bir olayda olmuştu. Bir gün eve geliyoruz, evde kimse olmasa da gayrı ihtiyari insan kafasını kaldırıp penceresine falan bakıyor. Tam filmlerdeki gibi oldu, bir an durumu idrak edemedik, başka bir evin penceresi gibi mi geldi yoksa bizim bir kedimiz mi vardı yahu olduk. Ve sonra feryat koptu. Olay şu: Upuzun büyükçe beyaz bir kedi bir vazo zarifliğinde ve senelerdir evin kedisiymiş gibi rahat, yerleşmiş, pencereden sakin sakin gelişimizi izliyor. Neredeyse hoş geldiniz deyip kapıyı açacak!!! İnanamadık gözlerimize! Sen balkona tırman, balkondan cama sıçra içeri gir, kırıp dökmeden sakin sakin cama yerleş, dışarıyı seyret! Sonuç: kedi geldiği yerden dışarıya buyur edildi.

Uçucu Böcekler
Haşır neşir olmak isteyen başka hayvanlar da olmuştur. Bir yaz odama büyükçe bir uçucu böcek dadanmıştı. Tül kanatlı, sarı-siyah çizgili bir gövdesi var; geliyor sessiz sedasız; bir müddet öteye beriye uçuyor, adeta bir keşif birimiymiş de her şeyi araştırıyor gibi ağırbaşlı, ciddi bir hali var. Bana bir zararı yok ama gel zaman git zaman ben bu alışkanlıktan sıkılmaya başladım. Bizim böcek hiç sektirmeden her gün geliyor. Bir gün camımı açmadım ki bir yaz günü için kolay değildi. Aaaa bir baktım, böcek yine odamın içinde! Giderken takip edince başka bir odanın penceresinden girmiş olduğunu tespit ettim. Var mı böyle bir şey ey mahlukat yahu!!! Böcek odanın yolunu odalar koridorlar aşıp yine buluyor yine buluyor ya! Gel de korkma. Bu nasıl bir zeka, nasıl bir azimdir! Ertesi gün o oda da kapandı, daha ertesi gün de kapandı ve olay bitti.

Karga
Bir gün de karga ile haşır neşir olduk. Aslında bu bir gün değil, birkaç kez oldu. İlk iki seferinde farklı zamanlarda kargalar camıma çarptılar. Bu da nasıl oluyor anlamıyorum, yani camımı fark etmiyorlar? İlk olayda küt diye bir ses duydum, camdan gelmişti, aklıma geldi dedim bir kuş çarptı cama. Sonra yok dedim, daha neler. Ama bakınca ne göreyim camda bir tüy yapışmış kanıt misali duruyor, ikinci çarpışta kargayı arkasından gördüm. Üçüncü hadise ise çok daha sakin oldu. Odamda çalışıyorum. Pencere açık. Sakince bir şey kondu gibi hissettim, kafamı kaldırmamla mutlu ve meraklı içeri bakan bir karga yavrusuyla adeta yüz yüze geldim. Ben havaya fırlayacağım ama ondan bekliyorum. Yani o korksun önce. Yok, onda hiç o havalar yok. Bir adım atsa içeride. Bereket girmiyor içeri (davet alsa girecek gibi ama) camda durmuş içeri bakıyor mutlu mutlu. Kapıya koştum ve bir baktım, cama doğru “Git Git ”diye avaz avaz bağırıp duruyorum. Ev halkı sesimi duymuş geldi ne oluyor diye. Sonra annem güzel güzel konuşa konuşa yaklaşıp pencereyi kapattı, cam kapanınca kargayı itti, bizim karga da biraz direndikten sonra yavaşça havalandı gitti.

Köpek
Descartes zamanında hayvanların mekanik hareketler yapmaktan ibaret cansız varlıklar olduğunun düşünüldüğünü hatırlayınca şaşırmadan edemiyorum. Aslında belki de şaşırmamalıyım çünkü günümüzde bile gazeteler her gün balıkların acı çekip cekmediğine dair birbirinin tam aksi şeyler yazabiliyorlar. Neyse efendim hayvanlar sadece canlı değil aynı zamanda duyguludurlar. “İnsan gülebilen hayvandır” sözüne de kızıyorum. Hiç mi yunus görmemiş bunlar? Daha bu günlerde bir gazete haberinde arama kurtarma çalışmalarında kullanılan bir köpekle ilgili bir haber okudum. Köpek git gide hassaslaşmış, ağlıyormuş çalışmalarda. Sonra sen git hayvanlar gülemez de ağlayamaz da de. Bilumum evcil hayvanı çok ama daha çok uzaktan seven ben köpek korkumu dayımlar sayesinde epey aştım. Dayımların bir köpeği öyle sevgi doluydu ki misafir olarak gittiğimizde mesela sevinçten o dakika altına yapıyordu. Öyleymiş onun huyu. Başka bir köpekleri yine cooker cinsiydi, o da iyiydi ama o kadar samimi değildi mesela ( huyları farklı farklı oluyor) ; tüm iyi niyetime rağmen ona dokunmaya korktuğumu hissettiği için (diye tahmin ediyorum ben ) kendiliğinden bana sokulmuyordu köpek. Benim en bir köpeğim olacaksa işte bu köpek olmalı dediğim ilk ve tek köpeğe yeni işe girdiğim bir zamanda rastlamıştım. Fazla mesaiye gitmeye karar vermiştim ve sanayi içinde fabrikamı arıyordum. Bir fabrikanın danışmasına girip sanayinin haritası olup olmadığını sormuştum. Bekçi haritayı ararken, güzelim havada bahçede bekleyeyim diye çıktım dışarı. Dönmemle ne göreyim; yerde, yerden bitme, sosis biçiminde, pembe, boksör suratlı yavru bir köpek, arkamda durmuş, sanki kırgın gibi aşağıdan aşağıdan bana bakıyor. Yok o tatlılığını, o anki hislerimi anlatmakla olacak gibi değil. Değil. Çok sevdim o köpeği. Anladım ki fabrikanın köpeğiymiş.

Tavşan
Sahi ya, bizim de ciddi ciddi bir hayvan büyütmüşlüğümüz vardı. Bir gün my sister okuldan beyaz bir yavru tavşanla gelmişti. Tavşan o kadar minikti ki ceketinin içine sığıyordu. Adı Mualla kondu ve epey bir süre biz Mualla’ya bayıla bayıla baktık. Derken Mualla büyüdükçe büyüdü, uzadıkça uzadı. Ön ayaklarını kaldırınca adeta tanınmayacak hale geliyordu. Sevimlilik falan kalmamış ama dahası Mualla evin içinde zaptedilemez bir hal almıştı. Bir de işin beni bir nebze düşündüren ve buruklaştıran kısmı bu uzunca zaman içinde Muallayla hiçbir kontak kuramayışımızdı. Yok yok yok! Hayvan ne yaparsanız yapın sizi tanımıyor, gözlerinde o iletişim, alışveriş yok. Bu deneyimden sonra düşündüm ki demek ki tavşanlarda maalesef bu zeka yok. Bilmem var mıdır?

Bu yazıyı burada bitiriyorum. Daha yunuslar, kazlar, atlar, iguanalar, ismini bilmediğim çok özel bir böcek ve arkadaşımın fanus balıkları Toprak ve Güneş vardı bahsetmeyi düşündüğüm. Bir başka yazıya onlar da kısmetse.

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Kategoriler

Arşivler