Kategori | Kişisel Takılmaca

Köfte, büyü ve basit şeyler

“Soğanını bol koy!” “Yok yok içine yumurta kat!”kofte

-- Sponsorlu Bağlantılar --


“Olur mu canım ekmeğini iyice ufalayacaksın…”

Babam “Ah nerede annemin köfteleri.. ah!” dedikçe annem söylenirdi:

“Yapanla hiç ilgisi yok, keramet etin cinsinde! Alışmış Trakya’nın kıvırcık koyununa..”

Ben de bu olağan köfte muhabbeti ile büyüdüğümden ister istemez  iyi köfte yapımına yöneldim. Ama kim ne derse desin, içine ne koyarsan koy, etini özenle hazırlatmazsan köften güzel olmaz! İşte o gün bu düşüncelerle özel  kıymamı hazırlatmak üzere marketten içeri girdim, doğru et kısmına yöneldim.  Kasap diye genç bir kız duruyor, koskoca bölüme o incecik kollarıyla nasıl yetişiyor hayret doğrusu!

Tam siparişimi vereceğim pat diye biri sıramı kaptı. “Bir kilo tavuk” dedi. Beyefendinin tavuğunun hazırlanmasını bekledik. Sıkılmış durumda kızın dikkatini çekmek için kıpırdanıp duruyorum. “Bu sefer sıra bende!” derken bir başka adam atladı. Kıyma mı ne alacakmış. “Hop dedik” dercesine kötü kötü baktım ve söylendim:

“Bir dakika ama sıra bende!”

Adam beni ancak o zaman fark etti: “Amanın çok pardon, sizin sırada olduğunuzu anlayamadım”

“Mühim değil” dercesine dudaklarımı gerip gülümser gibi yaptım. Sonunda siparişimi söyledim ve hazırlanması için köşede dikilmeye başladım.  Etraf sessizdi, yanımdaki o az önce sıramı (bilmeden) almaya çalışan adamı tamamen unutmuştum. Konuşunca irkildim biraz.

“Tabii” dedi.

“Yüce dinimiz İslam hak yemeyi külleteyn yasaklamıştır.”

Kasap kızla ben adamın yüzüne baktık.

“Eğer ben sizin sıranızı alsaydım büyük bir günaha girmiş olurdum çünkü hak yemenin bedeli ağırdır.”

Lafı uzatmasın diye başımı salladım. “Dinle bir ilgisi yok ki, yasaklansa da yasaklanmasa da sana hakkımı yedirmem zaten, bak bakim bende o göz var mı?” dedim içimden.

Elli beş yaşlarında, iri yarı, kısa beyaz sakallı, lacivert montlu dinç görünümlü bir adamdı. Konuşmayı sever gibi bir hali vardı. Ama yine derin bir sessizlik oldu. Sanki biri konuşsa o biriken gerilim dağılıverecekti ama konu yoktu işte. Çıt çıkmıyordu.

İşini yapmakta olan kasap kıza gözlerimizi diktik. Kendinden umulmayan bir güçle ve beceriyle kuzu kolunun ortasından büyük ve yassı bir kemik çıkardı. Bana gösterip “Bunu alacak mısınız?” diye sordu. Mahallemdeki köpeciği düşünüp başımı salladım. Beyaz sakallı adam da fırsat bilip konuşmaya başladı:

“Bazı tecrübeli kasaplar bu kemiğin ortasına bir delik açıp müşteriye öyle verirler”

Kızla ben aynı anda aynı şaşkınlıkla sorduk:

“Ama neden?”

“Efendim, bu kemik bazı kişilerce büyü yapmakta kullanılıyor. Ortasına muska falan yazıyorlar..”

Kızla birbirimize bakıp güldük.

“Yok valla ben büyü yapmayacağım” dedim.

Kıkırdadık.

Adam ciddi ciddi konuşmasını sürdürdü

“Siz yapacaksınız diye söylemedim ama bu işi yapanlar da var”

Onu acıyan gözlerle tepeden aşağı süzdüm:

“Yoksa siz büyüye inanıyor musunuz?”

“Tabii ki inanıyorum” dedi.

“Vah vah” der gibi başımı salladım. Yorum yapmak da istemiyordum, herkesin inancı kendine, bana ne!

Ama O susacak cinsten değildi.

“Peygamber efendimize de büyü yapılmıştır. Büyünün Kur’an’da yeri vardır.“ dedi ve gözlerini döndürerek ekledi:

“Yahudi bir kadın efendimize büyü yapmış. Bir gün Hazreti Ali’ye gitmiş ve –Ya Ali! Galiba bana büyü yapıldı, kendimi hiç iyi hissetmiyorum- demiş. Hatta büyünün yerini bile söylemiş, -Kuyuya saklamışlar- demiş, hemen gidip çıkarmışlar da efendimiz kendine gelebilmiş.”

“Hı hı” deyip pek ilgilenmedim. Böylesi konularda konuşmayı sevmem. Ama o devam etti:

“Bütün bunlar Kur’an’da yazar, O olağanüstü bir kitaptır. Hatta bir dua var, onu kırk defa okursanız geceleri sıçrayan çocuğa iyi gelir. Euzibinna velem …” vıdı vıdı bir şeyler söyledi. Kendisine bilgin süsü vermek istercesine araya Arapça kelimeler serpiştiriyor arada gözlerini açıyor ve ustaca döndürüyordu. Aklı sıra ayaküstü din dersi veriyordu. Dayanamadım, buharı fazla gelmiş kazan gibi patladım:

“Bakınız ben bu safsataların hiç birine inanmıyorum!” dedim.

Bir adım geri kaçtı. Boynunu büktü.

“Siz bilirsiniz, inanmayabilirsiniz tabii” dedi.

Konunun ilginçliğinden mi yoksa et reyonuna yalnızca bir kişinin bakmasından mı bilinmez, etrafımız giderek kalabalıklaşıyor ve insanlar belli etmeden konuştuklarımızı dinliyorlardı.

“Ben de Kur’an okudum, içinde o dediğiniz şeylerin hiç biri yok. Kur’an şifa amacıyla kullanılamaz büyücülüğe asıl bu girer. Büyü de dinen yasaklanmıştır aynı falcılık gibi. Hepsi uydurmadır, şarlatanlıktır! “ dedim.

Adam bir adım daha geri kaçtı.

“Haklısınız efem.. ama.“ dedi. Öylece kaldı. Galiba kafası karışmıştı.

Kasap kız bana zafer anlamına da gelebilen 2 işareti yaptı. Bu o anda “Kıymayı iki kez çekiyorum” demekti. Başımla onayladım.

Artık işim bitmişti, adamla sohbetimizi bağlamak amacıyla gülümseyerek:

“Bence büyü yoktur. Cin – peri gibi şeyler de uydurmadır. Bendeniz bilim ne diyorsa onu takip ederim. Basit şeylere, zırvalara inanmam. Tavsiye ederim siz de öyle yapın, aldanmaz ve aldatılmazsınız” dedim.

Hayal kırıklığına uğramış gibi somurtup başını salladı.

Eve gidince köftemi yaptım. O yassı kemiği de mahallemizdeki uslu köpeciğe verdim. Çok sevindi. Kuyruğunu salladı. Ama dediklerimden hiçbir şey anlamadı:

“Bak şekerim, büyü yapmak yok ona göre!”

Birbirimize göz kırptık.

-- Sponsorlu Bağlantılar --

Yorum yazın

Kategoriler

Arşivler